İNCELEME Öne Çıkarılanlar

Fantastik Canavarlar: Grindelwald’un Suçları | İNCELEME

Fantastik Canavarlar Nelerdir? Nerede Bulunurlar? filminin ikincisi olarak geçen Grindelwald’un Suçları 16 Kasım 2018’de gösterime girdi. Filmi izleyip sizler için değerlendirdik.

 Fantastik Canavarlar film serisinin eleştirmenler ve izleyiciler tarafından pek beğenilmeyen bu yeni filmini sizin için inceledik. Yazıda film ile ilgili spoiler olan kısımlar vardır ve bu kısımları açık renkle belirttik. İlk filmi de izlemeyenleri o açık renkli kısımlardan uzak durmaya çağırıyoruz.

Filmin fragmanlarında bize gösterilen kadarıyla, Grindelwald, Avrupa’daki suçları için yargılanmaya giderken MACUSA’nın elinden kaçmayı başarıyor ve müritlerini tekrar toplamaya başlıyor. Dünyayı bu karanlık büyücünün elinden kurtarmak isteyen Sihir Bakanlığı ise daha önce üç kez elinden kaçırdığı Grindelwald’ı bu sefer yakalamaya ve hain planlarına bir son vermeye kararlıdır. İlk filmden tanıdığımız karakterlerimiz Newt, Tina, Jacob, Queenie ve Credence dörtlüsüne bu filmde Albus Dumbledore, Leta Lestrange, Theseus Scamender ve Nagini katılıyor.

Öncelikle ben, Grindelwald olaylarının bu filmde biteceğini sanıyordum. Benim gibi düşünen var mı bilmiyorum ama filmle ilgili bu bilgiyi nereden uydurduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Fantastik Canavarlar, beş filmlik uzun soluklu bir seri, maalesef. Neyse bu benim had bilmezliğim devam edelim.

Filmin adı Grindelwald’un Suçları ama bir sorun bakalım filmde Grindelwald var mı? Yok. Koskoca Gellert Grindelwald filmde en fazla yarım saat falan vardı ve film iki saat… Yani sen yarım saat göstereceğin bir adam için Johnny Depp’i oynatsan ne olur, oynatmasan ne olur? Ben Johnny Depp beyefendiler olsam tavır koyar senaryoyu Rowling hanımefendinin yüzüne fırlatırdım. Müstahak sana Rowling!

Filmde, Grindelwald’un orijinal kişiliğine olabildiğince sağdık kalmalarını sevdim. Rowling’in daha sonradan anlattıklarına göre Grindelwald, önüne çıkan herkesi öldürmeyi sevmeyen biriydi. Bunu da filmin başındaki sahnelerden birinde görüyoruz. Film boyunca da, çok bir burunsuz lordumuz Voldemort gibi “Ay sen öl, sen de öl, aman herkesten önce de sen öl.” havasına girdiğini pek görmedim.

Voldemort demişken, bu Rowling’in yarattığı bütün kötü karakterler neden kireç gibi beyaz? Ben bunu ciddi ciddi merak ediyorum. Hadi Voldiciğim hortkuluklar yüzünden o haleydi, Lucius Malfoy’un bütün sülalesi beyazdı. Gellertcığımın bahanesi ne? Rowling burada bize hayatımızdaki asıl kötünün yaşlılık falan olduğunu mu anlatmaya çalışıyor? Garip.

Tatlı İngiliz’imiz ve çok sevgili yoldaşları Tina, Jacob ve Queenie ikinci filmde de ilkindeki kıvamdaydılar. Yani iyi hoşlar ama bana komik olmayan komedi filmi karakterleri geliyorlar. Özellikle de Queenie… Yani karakter zaten bir garipti, bu filmde nasıl daha da garip olmayı başardı anlamadım. Fırıncı muggleımız Jacob’ın ilk filmde hafızasının silinmiş olmasına rağmen bu filmde silinmemesine ve filmde bunu aşırı beceriksiz bir şekilde anlatmaya çalışmalarına değinmiyorum bile, değinsem Rowling gömerim ki bu filmden sonra kendisi buna bile değmez yani…

Bildiğiniz gibi bu filmde çok sevgili Profesör Albus Dumbledore’u Jude Law canlandırıyordu. Ben, açıklandığı andan beri Jude Law’ın harika bir iş çıkartacağını söylüyordum nitekim öyle de oldu. Kendisinin Grindelwald’dan da az ekran zamanı vardı. Karakteri ekranda gördüğümüz süreyi toplasak on beş dakika edeceğinden bile şüpheliyim fakat buna rağmen filmi güzel kılan nadir unsurlardan biriydi.

Fantastik Canavarlar film serisinin Büyücü Dünya’sının en karanlık isimlerinden birini, Grindelwald’ı, anlattığını düşünürsek ve bu karakteri yenen kişinin de Dumbledore olduğunu denkleme eklersek, film serisi ister beş ister on filmlik olsun bu karakterlere daha fazla ağırlık verilmeli. Eğer karakterleri sadece filmde olsun diye kullanacaksan da o filmi önüme ne diye koyduğuna dikkat et yoksa sonun böyle olur sevgili Rowling. Bütün Harry Potter camiasını kendine düşman kıldın artık huzura ermişsindir herhalde…

Eğer filmle ilgili paylaşılan genel yorumlara bir baktıysanız “Hogwarts’a geri dönmek çok güzeldi.” şeklinde birkaç cümle okumuşsunuzdur fakat ben itinayla bu yoruma katılmıyorum efendim. Kabul, Hogwarts’ın tema müziği çaldığında heyecanlandım –hem de çok- ama heyecanım kursağımda kaldı çünkü toplam üç sahnede en fazla beş dakika falan görebildik canım okulumu. İlk iki sahneyi de fragmanlardan görmüştük zaten ve ilk sahne benim aşırı derecede sinirime dokunuyor. Comic-Con 2018 Günlükleri: Son İki Gün Efsaneydi! adlı yazımı okuyanlar belki hatırlar bu durumdan orada da bahsetmiştim. Lütfen lütfen ama lütfen biri bana ve Sihir Bakanlığı çalışanlarının kafalarına göre Hogwards’a nasıl cisimlendiklerini anlatabilir mi? Hadi diyelim ki müdür özel izin verdi, o zaman Profesör McGonagall başta olmak üzere herkes Seherbazları görünce neden o kadar şaşırdı? (McGonagall canımcığımı da pek az gördük üzüldüm.)

Bu hatayı herhangi biri yapmış olsa bir şekilde –ki gözden kaçırılamayacak kadar büyük bir hata- idare ederdim ama bunu yapan kişinin bizzat Rowling olması… Yahu bir insan kendi dünyasında, kendi koyduğu kuralları nasıl unutur ki bu olay kitaplarda o kadar çok tekrarlandı ki… Biz bir sürü kitap okuyoruz, bir sürü sihirli dünyayı keşfe çıkıyoruz, yepyeni karakterlerle yepyeni maceralara atılıyoruz sen, J. K. Rowling, gelmiş geçmiş en iyi fantastik dünyalardan birini yaratıyorsun, sürekli Harry Potter evreninin senin için ne kadar önemli olduğunu anlatıyorsun, sonra da gelip benim dokuz yaşındaki kardeşimin bile bildiği bu kuralı sanki sen yaratmamışsın gibi yıkıp geçiyorsun. Nasıl böyle bir çaylak hatası yapabildi bu kadın aklım almıyor.? Yok ya, istiyorsan Voldemort ila Harry’i kardeş de yap olsun bitsin. Yani şu dakikadan sonra ha Rowling ha Umbridge, benim için hiçbir farkları yok…

Fantastik Canavarlar serisinin yeni karakterlerinden biri olan Nagini’yi aslında hepimiz tanıyorduk. Nagini’yi gördüğümüz ilk fragman geldiğinde şüphesiz ki hepimiz şoktaydık, filme olan beklentimiz yükselmişti ve karakteri hikayenin neresine konumlandıracaklarını merak ediyorduk. Keşke bunların hiçbirini yapmasaydım çünkü filmden sonra karakterle ilgili içime öküz oturdu. Yani ne oldu şimdi? Kendisi Credence ile birlikte Paris sokaklarında geziyordu ama yani… Neyse bir şey demek istemiyorum çünkü sinirim bozuluyor.

Credence ise Rowlingciğimizin isteği üzerine mucizevi bir şekilde kurtulmuş… Kendisi hakkında söyleyeceğim tek şu film serisi bitse de ben de Ezra Miller’ı sevmeye geri döne… Daha Justice Leauge var… Ay dayanamıyorum bu acıya alın beni buradan :(((((((

Yakışıklı İngilizimiz, birick Stephen Hawking’imizin abisi Theseus ve nişanlısı Zoe Kravtiz-ay aman Leta Lestrange için ise diyeceğim tek şey sen Hogwarts’da oku, soyadın Lestragne olsun ve gel düşmalarına karşı on beş yaşındaki Harry Potter ile aynı büyüyü kullan. Sana Stupefy!

Fantastik Canavarlar 2: Grindelwald’un Suçları’nın bence en büyük sorunu –malum Hogwarts sahnesi dışında- senaryonun aşırı yama olmasıydı. Misal, karakterlerimiz birlikte oturup saçma saçma takılıyorlar sonra bir bakıyorsun biri Hogwarts’a gitmiş diğeri lağımlarda takılıyor öbürü kek pişiriyor ve izleyici bu olayları, sanki hepsi tek ekranda oluyormuşçasına aynı anda sindirmeye çalışıyor. Yani yoldan geçen biri olsa derim ki yazmayı bilmiyor ama bunu yazan Rowling yahu! Sindiremiyorum asla da sindirmeyeceğim. Ben ilk filme senaryoda boşluklar var demiştim bu Rainbow Rowell kitabı sonu gibi olmuş. “Ben bunları bunları yazdım araları siz  doldurursunuz ehehe” diyor kadın bize resmen.

Rowling’in yarattığı dünyalara, yazdığı hikayelere bugüne kadar asla laf etmedim çünkü kadınla aynı ligde değiliz yani. Grindelwald’un Suçları’da hikaye bakımından güzeldi. Rowling’in vermek istediğini anlayabiliyorsunuz ama alamıyorsunuz çünkü dediğim gibi düzgün bir olay örgüsü yok. Filmin sadece sonunu izlemiş olsam da yine aynı şeyi anlardım. Resmen iki saatim Büyücü Dünyasının en saçma hikayesine gitti.

Artık gurur meselesi mi yaptı yoksa menopozdan mı bilmiyorum ama şu filmlerin senaristliğini tek başına yapmayı bıraksın. Hayır kendine ve stüdyoya zarara sebep oluyor başka bir şey değil. –bana kaldı çünkü koskoca WB’yi düşünmek-

Eğer Fantastik Canavarlar serisinin ikinci filmi Grindelwald’un Suçları’nı izlemediyseniz bu yazı sizin için sonlanmış demektir çünkü YAZININ DEVAMINDA FİLMDEN SPOİLERLAR OLACAKTIR ve filmi izlemeyenlerin minnacık olan seyir keyfini mahvetmek istemem. Filme demediğimi bırakmadıktan sonra böyle bir cümle yazmam da çok manidar oldu ama neyse. Bence filme gitmeyin mevcut ortamlara düşünce izlersiniz.

Geldik yazını spoilerlı kısmına, aslında söylenecek ahım şahım pek bir şeyim kalmadı çünkü bir, bütün zehrimi buraya gelinceye kadar kustum iki, bahsettikçe sinirlerim hopluyor.

Şimdi, filmin en sonundan, Grindelwald’un Credence’a onun aslında bir Dumbledore olduğundan -daha spesifik olmak gerekirse –Aurelius Dumbledore bahsetmesinden başlayalım. Yani eğer Grindelwald bunu manipülasyon amacıyla söylemiyorsa ve gerçekten böyle bir şey varsa Harry Potter ve Lanetli Çocuk bile bu olaydan daha mantıklıydı yani ama eğer manipülasyon amacıyla söylüyorsa yine dünyanın en saçma şeyi. Başka aile mi kalmadı yani, peh.

Aslında Dumbledore –orijinal, has, hakiki Albus Dumbledore’u diyorum tabii ki- Newt ile beraber konuşurken birden ailesinden ve Anka kuşlarından konuşmaya başlayınca içime doğdu böyle bir şey ama Dumbledore’dur garip garip konuşmak onun huyudur diyerek iteledim  bu düşünceyi. Sonra da Gellerdcığımın ağzından Anka lafı çıktı dedim aha yandık…

Konuşmak istediğim diğer bir olay kız kardeşim ile adeta bir ruh ikizi olan burnukcuğumun kansözü kolyesi bir şeyini çalması. Yani kendisinin hiçbir suçu yok ama işte… Olayı anlatmaya bile değmez aslında çünkü elle tutulacak doğru düzgün bir tarafı yok. Saçmalık başka bir şey değil ya. Gelmiş geçmiş en güçlü karanlık büyücülerden biri diyorsun, adamı zirvelere çıkartıyorsun gördüğümüz muameleye bak. Yani koynuna kadar geliyor, nasıl fark edemi ki hayvanı? Ayağının altından geçerken Gellert ayağının orada bir şey olduğunu fark edip ayağını kaldırıyor ama işte sonuç…

Queenie’ye de aşırı sinir oluyordum zaten. Grindelwald’un tarafına geçmesi iyi oldu. Artık kimse “Aa ne tatlı bir karakter, neden sevmiyorsun ki?” diyemeyecek ama garip bir şekilde -iyi anlamda garip- kendisini Grindelwald’un yanında iki saniye görmemize rağmen yeni Queenie çok hoşuma gitti. Umarım serinin geri kalanında güzel işler başarır ve Grindelwald’ın tarafında kalmaya devam eder ve hatta arkadaşları hakkında onda bilgiler vermeye başlar. Eğer hain olacaksa böyle olsun da biz de biraz güzel karakter gelişmeleri görelim.

Bir de son olarak Nagini’den bahsetmek istiyorum. Nagini filmde ne Crendence’ın yanında dikilmekten başka ne yaptı? Hikayeye ne katkısı oldu. Fragmanda o kadar ön plandaydı ki ben filmde de biraz ön plana çıkar diye bekliyorum yine elimde boş hayallerim, kalbim kırık çıktım salondan. Gidip Mösyö Taha’nın Naagini _:)_ ile ilgili videosunu izleyip izleyip ağlayacağım sanırım.

Nox!
İNCELEME ÖZETİ
  • PUAN
1

SONUÇ OLARAK

Felsefe Taşı’nın yegane sahibi Nicolas Flamel’e günü kurtardığı için teşekkür ediyorum. Sen de olmasan hiçbir şey yapamayacaktı bu beceriksizler sayın Flamel. Senin yüzünden az kalsın Voldi taşı kapacak olsa da hem bu hareketini hem de Felsefe Taşı’nın sonundaki asil hareketini kutlamak isterim. Önünde saygıyla eğiliyoruz üstat.

Selin Çolak

Selin Çolak

Babasının çizgi romanları ile büyümüş bir kız hayal edin. Büyürken sadece çizgi romanlarla yetinmeyip kitaplar, filmler ve dizilere de el atmış o kız benim.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için tıklayınız