İNCELEME Sinema

DC Bu Sefer Başarmış Mı? | Bölüm 2: Bol Bol Spoiler

DC’nin beklenen filmi Aquaman sonunda izleyicisi ile buluştu! DC’nin şu ana kadarki en iyi filmi olması beklenen Aquaman’i sizler için izledik ve yorumladık. İncelememizin bu ikinci bolümünde filmden bol bol spoiler verdik.

Eğer filmi izlemediyseniz spoilersız incelememizi okuyabilir, filmi izledikten sonra bu yazıya geri dönebilirsiniz.

Fragman incelememi okuyanlar bilir, ben Atlanna’nın neon neon parlayan robotlarla savaştığı sahnede öleceğini veya esir düşeceğini düşünmüştüm fakat ikisi de olmadı. Biricik kraliçemiz Atlanna –aka Nicole Kidman– kendisini “ziyarete” gelen bütün robotları bir güzel benzetti ve biricik oğlu hepimizin –artık- sevdiği Aquaman’i için Atlantis’e dönme kararı aldı. Sanırım bu olay filmin ilk beş dakikasında gerçekleşti. Yani Kraliçe Atlanna’ya daha çok zaman ayırabilirlermiş çünkü karakterin Atlantis’ten neden kaçtığını bile bilmiyoruz mesela. Filmin bitmesine tam yarım saat kala “Kraliçe Atlanna’yı on dakika bile göstermeyeceklerse neden Nicole Kidman’ı oynattılar ki?” havasına girmiştim ki karakterin aslında ölmediğini öğrendik. Bu kısıma yazının ileriki bölümlerinde değineceğim o yüzden şimdilik geçiyorum.

Bu sahneye geri dönersek Tom Curry’nin Arthur’u dolap kenarındaki küçük bir sepete koyup Atlanna’nın yanına dönüp kadının savaşmasını seyretmesi bana aşırı saçma geldi. Hayır, iki dövüşse yine laf etmem ama o sahnede adamın bir tek elinde patlamış mısırı eksik resmen. Kadın çocuğu sana veriyor ve git diyor sen orada boş boş dikiliyorsun. Hayret bir şey yani. Kadın yenilse ne olacak? Hem seni hem de çocuğu öldürecekler. Kaçsanıza sığınağa bir yere. Yani birlikte yaşadığınız zaman boyunca hiç mi demediniz “Bak benim peşimden gelebilirler, biz en iyisi bir acil durum planı yapalım.” Diye. Keşke biraz film izleyip, kitap okuyup gerçekçi düşünseniz…

Aquaman izlerken fark edeceğiniz ilk şey –ve belki de en önemli şey- film size “Aman önce Arthur’un güçlerinin farkına vardığı zamanı anlatayım sonra bunları kullanmayı öğrendiği zamanı anlatayım.” falan demiyor. Filmin hikayeyi sıralı verme gibi bir derdi yok. İzleyici, karakteri Justice Leauge filmde zaten gördüğü için o kadar rahatlar ki film boyunca hiçbir şeyi kasmamışlar. Aquaman, öğrenmemiz gereken şeyi,  zamanı gelince bize ne çok uzun ne de çok kısa tutulan geçmiş sekanslarıyla veriyor. Bu türdeki filmlerin hep gördüğümüz bu klasik formülünden bıkanlar –mesela ben- eminim bu ‘yeni’ stili seveceklerdir. Gerçi yine bu ‘yeni’ stil sebebiyle filmin çok bodoslama başladığını söylemeden edemeyeceğim. Hem filmin başlangıç sekansı hem de Mera’nın gelişi çok ani oldu. Aquaman yazısını gördükten sonra film hızlı bir kurtarma sahnesi ile devam ediyor. O zamanlar henüz Black Manta olmamış Black Manta ve babasıyla, Arthur arasında geçen bir kapışma sahnesi izliyoruz. Söylemeden edemeyeceğim, ey sevgili Arthur! Ne olurdu adamcağızı kurtarsaydın? Bildiğin ölüme terk etti adamı. Yazıktır be. Belki sen orada babasının ölmesine izin vermesen Black Manta sonradan seni öldürmek için peşine düşmeyecek, güzelim Sicilya Adası mahvolmayacaktı…

Mera konusuna gelince, karakter filme öyle ani bir giriş yaptı ki, sanki daha önceden Arthur’la konuşmuş gibilerdi. Bence “Hey Arthur! Geçen gün gelip seninle Atlantis’i ve yeryüzünü Orm’dan kurtarmak hakkında konuşmuştum ve sen teklifime hayır demiştin hatırladın mı? Bir daha bir sorayım dedim, cevabın hala hayır mı?” havasında bir sahneydi. Daha iyi olabilirdi diye düşünüyorum. Bu konuya yazının ileriki kısımlarında bir daha değineceğim ama filmin başı ve sonu bana aşırı hızlandırılmış gibi geldi.  Bütün film, Atlan’ın Üç Başlı Mızrağı’na ayrılacağına daha iyi bir başlangıç ve son yazılabilirdi bence.

Deniz içindeki bütün çöpleri dışarı attıktan, komplo teorici abimizin “Aramızdalar!” nutuğunu dinledikten ve kısa bir Atlantis turu yaptıktan sonra Vulko, Mera ve Aquaman’in toplandığı ve bu toplantının önce neonuna yandığım robotlar tarafından sonra da zırhı Atlantis askerleri tarafından basıldığını ve bunun sonucunda da Arthur’un yakalandığını görüyoruz. Şahsen Arthur’un yakalanmasını beklemiyordum ve buna gerek var mıydı onu da merak ediyorum. Hadi yakalandın tamam da niye Orm’a meydan okuyorsun? Bu iki karakter arasındaki dövüş filme ne kattı? Bu sahneyi izlerken Atlantis halkı sevmediğimi ve aşırı iki yüzlü olduklarını fark etmem ve Kraliçe Atlanna’nın mızrağının kırılması dışında hiçbir şey katmadı.  Ben Arthur olsam, Orm “Sana son bir şans veriyorum. Buradan git ve her şeyi arkada bırak.” Dediğinde olur der sonra Meracığımla arkadan arkadan iş çevirir mızrağı bulur Atlantis’e geri dönerdim. Ne gerek var bu kadar kavga dövüşe?

Bu arada olur da ben herkesin mit sandığı bir krallığın prensesi falan çıkarım ve üvey kardeşimle taht için düello yapmam gerekir, o düelloda aynı Arthur ve Orm’unki gibi davul çalan bir ahtapot istiyorum. Bence yok havalı 🙂

Amber Heard’in Mera’yı canlandıracağı ilk açıklandığı zaman oyuncuyu ne kadar çok sevsem de karaktere pek yakıştıramamıştım ve açıkçası performansı ile ilgili pek de emin olamamıştım. Filmi izlerken ve izledikten sonra ise oyuncunun iyi bir iş çıkardığı kanaatine vardım. Orm’u yerden yere vurmasından, Arthur’a “Senin dünyan denizlerimizi kirletiyor. Okyanusa bir sürü çöp atıyorsunuz.” temalı nutuğuna kadar karakteri çok sevdim ve başarılı buldum. Ayrıca bence Jason Momoa abimizle iyi de uyum sağlamışlar.

Black Manta ile olan savaş sahnesi… yani iyiydi. Bu tür filmlerde hep gördüğümüz klasik bir aksiyon sahnesiydi. Öyle “Wow çok iyiydi!” falan değildi ama kötü de değildi. Yani Arthur adamın babasını ölüme terk etmeseydi her şey daha da iyi olabilirdi ama neyse… Bir de Black Manta’ya ne oldu ya? Arthur onu en son bir fırlattı sonra kendisini göremedik bir daha. Öldü mü kaldı mı hiçbir fikrimiz yok. Yani ölmemiştir ama işte laf.

Bu sahnede benim gözüme şöyle bir olay takıldı; halkın sevgili kahramanı Aquaman peşinde onu öldürmeye çalışan bir adam olmasına rağmen bir yandan Sicilya Adası’ndaki masum insanlara da yardım ederken bacağı bir binanın kolonuna sıkışmış bir adam gördü. Baktı kendisi Black Manta’nın babası değil –laf sokmadan duramıyorum ne yapayım- hemen yardıma koştu. Buraya kadar her şeyi iyi güzel. Zaten asıl olay Arthur kolonu kaldırdıktan sonra adamın bacağı sanki o kocaman kolonun altında ezilmemiş gibi olay yerinden koşarak uzaklaşması. İzlerken o kadar güldüm ki anlatamam. Editlerken fark etmemişler mi anlamadı ki…

Bu sahne ile ilgili söyleyeceğim son şey Mera’nın şarap sahnesi. Yakınında bir su kaynağı yokken şarapları silah olarak kullanması gayet hoştu ve beni neredeyse tatmin eden bir sahneydi. Neredeyse diyorum çünkü o sahne birazcık daha uzun olsa tadından yenmezdi. Mesela o şaraplarla ahtapot kolları falan yapsaydı da azıcık Atlantislileri patakladığını görseydik. Yani tamam karakterden su bükücü hareketleri  bekliyor olabilirim ama bir anlamda o da bir su bükücü değil mi zaten? Ah o sahnede Katara olacaktı…

Yazının başında da demiştim, tam, “Nicole Kidman filmde çok az vardı.” dediğim sırada Kraliçe Atlanna’nın ölmediği, adada mahsur kaldığını öğrendik. Sırf Nicole Kidman var diye karakterin bir yerden çıkmasını bekliyor ve umuyordum ama bu sahneye gelene kadar çoktan umudumu yitirmiştim. Karakterin ölmemesiyle ilgili söyleyecek bir şeyim var mı? Yok ya. Bana hava hoş yeter ki Nicole Kidman görelim ama bu konuyla ilgili söylemek istediğim başka bir şey var.

Fragman incelemesinde “Warner Bros. fragman çıkarmanın adabını ufaktan ufaktan öğreniyor mu yoksa?” diye bir laf emiştim, keşke etmeseymişim. Film izlerken çok tadım kaçtı çünkü özellikle geçmiş zamandaki sahnelerin çoğunu fragmanda vermişlerdi. Mesela Aquaman’in Atlan’ın mızrağını almak için yaratıkla savaştığı sahneyi falan o kadar umursamadım ki… Çünkü fragmanlar sağ olsun o sahnenin sonunu biliyordum zaten, dikkatimi vermeye gerek dahi duymadım. Yani utanmasalar Kraliçe Atlanna’nın adadaki sahnelerini falan da fragmana koyacaklarmış. Ağız tadıyla bir film izleyemiyoruz böyle fragmanlar yüzünden!

Filmin sonuna gelecek olursak, bütün film boyunca beklediğim “asıl savaş” sahnesi sanırım filmin son beş dakikasında  falan oldu. Zaten yaklaşık bir buçuk saat boyunca mızrağı aradılar, izlerken bir darlanma geldi yani. Ne mızrakmış yani ara ara bitmedi. Daha önce de söylediğim gibi filmin başı ve sonu aşırı baştan savma olmuş. Hadi başı yine neyse de son… Sanki yanlışlıkla hızlandırma butonuna basmışlar da kimse fark etmemiş gibi finaldi yani. Çok çok ve çok daha iyi olabilecek şeylerin böyle geçiştirilmesine üzülüyorum sadece ne diyeyim…

Orm ve Arthur arasındaki geçen son savaş sahnesi için ise sadece Orm’un mızrağı kırılınca pardon parça pinçik olunca nasıl içimin yağları eridi anlatamam diyeceğim. Zaten söylenecek başka bir şeyde yok çünkü göz açıp kapayıncaya kadar sahne bitiverdi yani.

İNCELEME ÖZETİ
  • PUAN
3

Summary

Uzun lafın  kısası Aquaman hatalarına rağmen iyi bir filmdi. Justice Leauge, Batman v Superman gibi filmleri beğenip de buna laf ederseniz beni üzersiniz. DC iyi bir adım atmış bize bu iyi adımların devam etmesi için onu yüreklendirmek düşer.

Selin Çolak

Selin Çolak

Babasının çizgi romanları ile büyümüş bir kız hayal edin. Büyürken sadece çizgi romanlarla yetinmeyip kitaplar, filmler ve dizilere de el atmış o kız benim.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için tıklayınız