Dizi HABERLER

Yüksek Şatodaki Tuhaf Adam’a Merhaba!

Bu bir merhaba yazısı…

Ne merhabası yahu, adam gibi anlatsana derdini, dediğiniz duyar gibiyim. Sizi mi kıracağım kuzum?

Philip K. Dick’in muhteşem eseri Yüksek Şatodaki Adam yakında ekranlarımızda dizi olarak arzı endam edecek. Peki kimdir bu Yüksek Şatodaki Adam?

Kitabın ne anlattığıyla başlayalım

Yüksek Şatodaki Adam, her ne kadar bilimkurgu kitabı olarak anılsa da aslında bir alternatif tarih kitabıdır. Nazilerin ve Japonların 2. Dünya Savaşı’nı kazandığı bir dünya resmeder. ABD, Nazi ve Japon devletlerince paylaşılmış, SSCB küçük devletlere ayrılmış (ki bu bir şekilde gerçekleşmiştir), dünyanın iki süper gücü Almanya ve Japonya olmuştur. Bu iki dev de soğuk savaşın eşiğindedir.

İşte böyle bir dünyada, Almanya ve Japonya’nın savaşı kaybettiği (bizim gerçeğimiz) ile ilgili “fantastik ve ideolojik” düşüncelerle yazı yazan, kimliği bilinmeyen bir yazardır aslında “Yüksek Şatodaki Adam”. Susturulmak istenen bir isyan tohumcusudur. Nasıl olur da Nazilerin kaybettiği bir dünya düşleyebilir? Okuyucunun bilinç derinliklerine bizim dünyamızdan biri mi yoksa paralel dünyaları gören biri mi diye soru işaretleri de bırakır… 

Anlatının global yaklaşımı sizi yanıltmasın, aslında hikaye bu atmosfer içinde bir kuyumcunun kast değiştirip yükselme çabasını, özgürlüğüne kavuşmak için baskı dolu bölgelerden kaçmaya çalışan insanların bireysel mücadelelerini anlatır. Japonların, Nazilerin idealleriyle arasında bir engele dönüşme ihtimaline karşı, onların gücünü kırma çabaları sonucu ise Japonların global düzeyde yeni güçler olması gerektiğinin bilincini kazanmasına da değinir. Aslında yaşadığımız gerçeğin de bir alegorisidir. Kim kazanırsa kazansın insanın doğasında var olan değişmez hükmetme gaddarlığının bir yansımasıdır.

Kitabın bilimkurgu diye nitelendirilmesine yol açan detay da, bence Philip K. Dick’in zamanında pek çok eleştirinin hedefi olmamak için tercih kitaba katmayı tercih ederek eseri ütopikleştirdiği, Hitler’in yerine gelen Bormann’ın Ay, Venüs ve Mars’ta koloniler kurma çabasıdır.   

Lafı uzattık, Kitabın Hugo Ödülü’ne de layık görüldüğünü belirterek toparlayalım. 

Pek, dizi ne anlatacak?

Bir kere, özellikle tarihi yapımlar seven izleyiciler için, çok çarpıcı ve etkileyici bir malzeme var elde. Bu konu bile diziyi pek çok izleyicinin gözünde ilgi çeici kılmaya yeterli. Benim pilot bölümden edindiğim izlenim; dizi kitabın ruhunu taşımıyor. Daha ilk bölümden, olası bir evrende Amerika’nın bağımsızlık savaşını yeniden izleyeceğiz gibi hissettirdi. Independence Day bayağılığına düşüp de uzaylılar yerine Naziler ve Japonlar’dan kıtayı kurtarıp tüm dünyaya özgürlük ve demokrasi getirecek yankilerin hikayesi elbette ki ilerleyen süreçte bayacaktır. Umuyorum ki bu tuzağa tamamıyla düşmez yapımcılar da bize bu dev aynasından güzel mesajlar çıkarmayı başarırlar. 

Dizi, işin bilimkurgu yanını da tamamen es geçip adeta gizli bir direniş sürecine odaklanıyor gibi görünüyor. 2. Dünya Savaşı’nda büyük kısmı işgal altındaki Fransa’nın direniş hareketlerini, Amerikan topraklarında yeniden izleyeceğiz gibi. Elbette bu haliyle bile izleyiciye olaylara farklı açılardan bakma ve değerlendirme, tarihle özdeşlik kurma fırsatı sunacaktır. Yine de bayağı milliyetçilik mesajları ile dolu bir güzellemeye dönüşmesi ihtimali de beni korkutuyor. Umarım yanılırım.

İzleyip göreceğiz klişesi ile bu yazıdan sıyrılıyorum. Tanışma faslına dönüyorum; ilk yazının konusunun da örtüşmesi hasebiyle bundan gayrı YÜKSEK ŞATODAKİ TUHAF ADAM olarak bileceksiniz beni. Umarım size beni beğenirsiniz, ben de sizi severim. Okuyucusunu sevmeyen yazar güzel yazamaz çünkü… Eklemek istedikleriniz, yorumlarınızı, hislerinizi bekliyorum… Haydi bakalım, namımız yürüsün…

Bu arada bu yalnızca başlangıç, asıl iş bundan sonra geleceklerde… Çok fena planlarım var, yüksek şatomdan bakıp hinlik yapıyorum, mesela hepimiz 80’lere geri döneceğiz, yakındır, zaman yolcuğuna hazırlanın. 

“Kemerini tak Marti, 80’e çıkınca Delorean’da işler değişir”  

—Yüksek Şatomdan Sevgilerle

Penceremden bakıyorum ve zaten yirmi yıl önceye dönmüş bir Türkiye görüyorum…

—Yüksek Şatodaki Tuhaf Adam

Yorum Yap

Yorum yapmak için tıkla