COaz3YHWT3g.market_maxres

Şatoda yaşayan tuhaf ve melankolik bir adam olduğumdan sık sık geçen yüzyıla ait filmlere, dizilere bakarım. Çoğu zaman dönem çocukları dediğim, artık baba aşamasını geçmiş de dede olmaya yüz tutmuş delikanlıların bir araya geldiğinde nostaljik konuşmalara çerez olan bu yapıtları masaya yatırmaya karar verdim. Neden derseniz yeni nesil bunlardan resmen bihaber… Yeni gördüğü bir filmi ya da diziyi ne kadar orijinal diye diline pelesenk ediyor azizim…

Bilmeyenler bilsinler, bilenler ise bir an eskileri hatırlayıp iç geçirsinler diye arada bir size eski dizilerden, filmlerden, kitaplardan seçmeler yapacağım…

Çok eskiye gitmiyorum merak etmeyin, ilk konuğumuz “Quantum Leap”

Türü: Bilimkurgu / Aksiyon / Dram / Gizem

Süresi: 5 Sezon –  97 Bölüm / 1 bölüm süresi 60 dakika

Yayınlandığı Yıllar (Amerika):  1989 – 1993

Belli Başlı Oyuncuları – Karakterleri:  Scott Bakula     – Sam Beckett

                                                               Dean Stockwell – Al Calavicci

pdtf-1432457451-65537-full

***

Türkiye’de hangi isimle yayınlandığı meçhul (O dönemin dizi rehberlerinde Zamanda Yolculuk, Zamanın Ötesinden vb. isimlere denk gelmiş olsam da net değil) ancak zannediyorum ki size hani şu zamanda yolculuk yapıp çeşitli insanların bedenlerine giren garip doktorumuz ve onun sadece görüntüden ibaret “artificial” dostunun maceraları desem eski geekler bir “Haaa, bir keresinde kadın, bir keresinde zenci falan da olmuştu!” deyiverip hatırlar mutlaka.

d323d879-2272-4550-881e-c75085c69516-2060x1236Bilim adamı dostumuz Sam Beckett bir kaza sonucu zamanda yolculuğa başlamış ve bedenden bedene atlayarak kendi zamanına geri dönmeye çalışmaktadır. Her seferinde kendini başka bir vücudun ve maceranın içinde bulan kahramanımızın o vücuttan kurtulmak için yapması gereken ise tarihi kayıtlara uygun şekilde olduğu kişinin rolünü üstlenmektir. Bir savaşı kazanmak, bir sporda başarılı olmak, bir kişiyi öldürmek ya da birilerini kendine aşık etmek gibi çeşitlenmiş görevlerle yüzleşir.  Elvis Presley, Marilyn Monroe, Lee Harvey Oswold gibi tarihi pek çok kişinin kimliğini üstlenen kahramanımız deneyin etkilerinden biri olarak kimi zaman hafızasını kaybeder, olduğu insanla fazla özdeşleşirdi. Bu durumlarda ağzından purosunu eksik etmeyen hologram dostu Al imdadına yetişirdi.

Dizinin ilginç detaylarından biri de Sam’in kendi hayat çizgisi dahilindeki yıllar içerisine (1953 ve 1987 olması gerek) yolculuk yapabilmesiydi. Elbette bir kaç sefer zaten ters gitmiş deneyin yan etkilerinden olsa gerek daha eskilere gerekse de daha geleceğe gittiği olmuştu.

Amerika’da beş yıl boyunca yayınlanan, 1989’da başladığı için seksenli yılların son incilerinden biri olarak tanımlayabileceğim eğlenceli, çeşitli zamanlarla ilgili bilgiler veren ve yaratıcı fikirlerle dolu bir diziydi.  Aklımda en çok kalan sahneler ise Sam’in ne zaman aynaya baksa kendini başka biri olarak gördüğü ama bizim onu kahramanımız olarak gördüğümüz anlardı.  Her seferinde onunla birlikte “ha bu sefer oldu, gerçek bedenine dönebildi…” diye heyecanlanırdık ancak bu son bölüme kadar mümkün olmadı.

Peki neden modası geçmiş bu diziyi izlemelisiniz

1900’lü yılların üçüncü çeyreğindeki hemen hemen her yıla ait olayları öğrenmek ve o yılların havasını solumak için. Keşke biraz daha Amerika dışından, dünyadan karakterler olsaydı da daha evrensel bir dili olsaydı dizinin…

Başkasının bedeninde olmak elbette müthiş bir empati hissi veriyor. Başka biri olmanın nasıl bir duygu olduğunu deneyimlemek için bu dizi izlenir. Son olarak en ilginç zamanda yolculuk fantezilerinden biri üzerine kafa yormak ve bilinç yolculuğunun nelere kadir olabileceğine şahit olmak için… Bedenimiz belki ölecek ancak bilincimiz neden sonsuza dek yaşamasın?

Diziden bir alıntıya bitirelim;

“Bir hayata sahip olamıyorum. Tek yapabildiğim başkalarının hayatlarını yaşamak. Onların hatalarını düzeltmek, onların mücadelesini yapmak… Kendimi Don Kişot gibi hissediyorum. ”  [Sam]

Yüksek Şatodaki Tuhaf Adam nostaljik hissediyor… “Ekrem, aç bir kulüp Rakısı…”