İNCELEMELER Kitap

Korkmanın Kadim Tanımı… Deliliğin Dağlarında

Büyük korku üstadı H.P Lovecraft‘tan dizlerinizin bağını çözecek bir korku romanı… Deliliğin Dağlarında

İnsanlar ‘Korku’ duygusunu, psikopat bir şekilde, ‘sevgi’ duygusu kadar arzuluyor. Bunun sebebi korkunun verdiği adrenalini sevmeleri mi bilmiyorum ama bunun için milyon dolarlık sektörler yaratmaktan geri durmamış, kendi türleri içinde milyonlarca hayranı olan yazar, yönetmen ve oyun şirketleri insanları korkutmak için canla başla çalışıyor. Hatta o kadar güzel çalışıyorlar ki her sene daha fazla mükemmel yeni yapımı bizlere sunuyorlar. 
lovecraft Sizlere bu mükemmel korku diyince akla gelen ilk üstadın, hiç eskimeyen bir klasiğini tanıtmak istiyoruz.  

Deliliğin Dağlarında, Lovecraft’ın 1931 yılında kaleme aldığı 132 sayfalık bir novelladır. Dönemine göre çok sıradışı ve çizginin dışında bir konuya sahiptir.

“Anlatmam gereken gerçeklerden kaçınılmaz olarak kuşku duyulacak; yine de eğer mantıksız ve inanılmaz gözüken şeyleri çıkaracak olsaydım, geriye hiçbir şey kalmazdı.” Sözüyle kitap başlıyor.

Kitap, Miskatonic Üniversitesi’nde jeolog olan William Dyer, ekibiyle birlikte, kadim bir uygarlığın izini aramak için onlardan önce Güney Kutbuna giden başka bir araştırma ekibinin peşinden gitmesiyle başlıyor. Bu ekiple iletişim kesilmiştir ve başlarına ne geldiği bilinmemektedir. Bu ekibin lideri Dr. Lake, daha önce örneği görülmemiş bir canlı türü bulmuştur ve araştırmak için bu bölgeye gitmiştir. William Dyer ve asistanı Danforth, Dr.Lake’in bu bölgeye giderler ve hayal dahi edemeyecekleri bir keşfe imza atarlar. Kabuslardan fırlamış gibi görünen çarpık grotesk yapıların olduğu ‘Eskiler’ adını verdikleri kadim bir topluluğa ait kadim bir şehir keşfederler. Büyük salonları ve kubbeleri ile devasa bir şehirdir. Eskiler artık orada yaşamıyordur fakat geride bıraktıkları torunu ,türünün son örneği dehşet, orada beklemektedir.

Lovecraft’ı korkunun büyük üstadı yapan en büyük özellik, kitaplarındaki korku seviyesinin ilk sayfadan son sayfaya kadar artarak devam etmesi ve okuyucu kitabın içine daha birkaç adım atmışken karanlık, dipsiz bir korku çukuruna hapseden duygu patlamasıdır. Kitaplarının genelinde uzun tasvirler ve ışığın delemediği, yoğun karanlık bir dünya vardır. Deliliğin Dağlarında tüm bunları görebileceğiniz en güzel Lovecraft kitaplarından birisidir.

Asıl işi sınıflandırmak, tanımlamak olan William Dyer ve asistanı aldıkları bu eğitime rağmen bu şehirde buldukları hiçbir şeyi tanımlayamıyorlar ve dehşete düşüyorlar. Çaresiz, hissiz, korku dolu saatlerce kendisine eşlik ettiğimiz bir hikâyede kendilerine eşlik ediyoruz. Bilinmeyeni aydınlatma sevdasında olan modern insanın gücünün yetmediği olaylara tanıklık ediyoruz.

Kitabın genelinde uzun tasvirin olması ve kitabın dinamiğini yükselten kovalama bölümlerinin beklediğimden az olması beni üzse de, Cthulhu mitosunun bir parçası olan bu kitabın muhteşemliğini birazcıkta olsa gölgeleyemiyor. Her neyse ustanın işine karışılmaz. Tabi ki harika bir kitap ve eleştirim çok kısa. Tüm bunların dışında severek okuduğum ve beğenerek gerildiğim, harika bir hikaye örgüsüne sahip bir kitap, tek lime ile muhteşem!

Lovecraft seviyorsanız çoktan okuyup rafınızın baş köşesine koymuşsunuzdur. Okumadıysanız çok geç kalmadan başlayın. Eğer bu iki zümreden de değilseniz çok açık ve net… AYIP EDİYORSUNUZ!. Bir an önce bu ayıptan dönün ve kendinizi affettirin. Keyifli okumalar.

Künye ve Arka Kapak Yazısı

Yazar                   : H.P. Lovecraft
Orjinal Adı          : At the Mountains of Madness
Türü                     : Korku – Fantastik
Çeviri                   : H.P Lovecraft
Yayınevi              : İthaki Yayınları
ISBN                     : 9786053752486
Çıkış Tarihi         : 2013
Sayfa Sayısı        : 132
Fiyatı                   : 16 TL

SATIN AL

Anlatmam gereken gerçeklerden kaçınılmaz olarak kuşku duyulacak; yine de eğer mantıksız ve inanılmaz gözüken şeyleri çıkaracak olsaydım, geriye hiçbir şey kalmazdı.

Howard Phillips Lovecraft, küçük yaşta babasını kaybeden, gençliğinde de annesini akıl hastanesine uğurlayan yalnız bir adamdı. Büyükbabasının anlattığı korku öykuüleri onun dehşetlere gebe hayal dünyasının kapılarını açtı. Hep içine kapanık biri oldu. Tek çaresi yazmaktı. 1920’li ve 30’lu yıllarda yazdığı öykülerle korku edebiyatına damgasını vurdu ve korku diye adlandırdığımız duyguyu yeniden tanımladı. Onun eserlerinin çoğu modern insanın adlandıramadığı dehşetler hakkındaydı.

Deliliğin Dağlarında, adlandıramamanın yarattığı dehşeti bir bilim adamının, yani asıl işi tanımlamak ve sınıflandırmak olan birinin gözünden yansıtıyor okura. Tam da bu yüzden korku edebiyatının meselesi olan metinlerinden biri bu. Bilinmeyeni aydınlatma çabasının ve modern insanın umutlarının karşısında, derinden yükselen bir karanlığın ve sözcüklere dökülemeyen bir deliliğin öyküsü?…