Büyük Ustalar

Brandon Sanderson “Kralların Yolu”nu Anlatıyor!

Bu yazının tamamını Brandon Sanderson yazmıştır. Vakti zamanında TOR.com ve Brandonsanderson.com sitelerinde yayınlanmıştır.

Serinin 2.kitabı “Parlayan Sözler”in ülkemizde yayınlanmasına az bir süre kala yazarın ağzından 1.kitabı dinleyelim istedik.

Bize ve onlarca ödüle layık gören yerlere göre, Fırtınaışığı Arşivi, açık ara son yıllarda yaratılmış en “fantastik” seri. Yılan hikayesine dönen yayınlanma sürecinin ardından nihayet Haziran 2014’de raflardaki yerini aldı.

Bunca zamandır yazıldı çizildi, iyi-kötü-çirkin denildi.

Bakalım yazarı bu konuda neler söylüyor…keyifli okumalar!

Benden size Kralların Yolu’nu tanıtmam istendi. Ve benim de nasıl başlayacağım konusunda hiçbir fikrim yok.

Bu benim için garip bir konum. Daha önceleri, romanlarımı anlatmayı kolay bulurdum. Her biri bir ya da iki tane merkezi kavramın etrafında kuruluydu. Ölümsüz bir imparatoru soymaya çalışan bir hırsız çetesi. Korkunç, büyülü bir hastalığa tutulmuş ve benzer şekilde hastalıklı olan insanların arasında bir toplum yaratmak zorunda kalmış bir adam. Dünyayı gizlice kütüphanecilerin yönettiğini keşfeden bir oğlan.

Kralların Yolu, onu tarif etmeye çalıştığım her seferde bana engel oldu. Çoğu zaman kendimi onun nasıl yaratılmış olduğunu anlatırken bulurum. (Nasıl onun üzerinde çalışmaya on beş yıl önce başladığım. Nasıl onun dünyasını yaratmak için yüz binlerce kelimelik yazı yazdığımı. Geçen yıllar boyunca bu projenin benim için ne kadar önem kazanmış olduğunu.) Ama böyle şeyler kitabı tarif etse de, size aslında kitap hakkında hiçbir şey söylemiyor. O yüzden de, bu sefer ben Kralların Yolu’nun ne olduğundan bahsetmeye çalışacağım.

Bu benim sevdiğim karakterler üzerine bir kitap. Ben “büyü sistemi” adamı diye bir ün kazanmaya başladım. Yazdığı her kitap için ilginç büyü türleri yaratan yazar. Bir taraftan, bu bana sevinç veriyor çünkü ben kitaplarımda büyü için epey bir emek harcıyorum. Ama benim için güzel bir kitap büyü hakkında değil, büyünün etkilediği insanlar hakkındadır.

Bu kitap uzun yıllar önce hayatına iyi bir karar veren genç bir adam hakkındaki bir kitap olarak başladı. Yanlış yaptığımı fark edene kadar kitabın hepsini o şekilde bitirmiştim. O yüzden de baştan başladım ve ona diğer yolu, daha zorlu olan yolu seçtirdim. Onu hayal edilebilecek en kötü durumlardan bâzılarına sokacak olan, onu yerde hiç toprak ya da kum olmayan bir dünyanın taşlarına çarpacak olan yolu.

Hedef: kendime ve de ona “iyi” kararın aslında en iyisi olmadığını kanıtlamak. Kralların Yolu o adamın hikayesi, gerçi sayfaları birkaç diğeriyle de paylaşıyor. Onların da serinin ilerleyen kısımlarında kendi kitapları olacak.

Size daha da fazlasını anlatmak isterdim ama burada yerim yok. Kitabın sanatsal yönü hakkında konuşmak istiyorum (iddialı bir şey, daha önce hiçbir epik fantezi romanında benzerinin denendiğini görmediğim bir şey.) Serinin ölçeği hakkında konuşmak istiyorum, daha önce üzerinde çalıştığım her şeyden o kadar çok daha büyük ve gerçek olan, kendine özgü dünyası hakkında. Kitabı anlatmak istiyorum.

Ama şu an için, sanırım en iyisi sadece göstermek olacak.

Krallarin Yolu

Son Issızlık’tan önceki günlerin özlemini çekiyorum.

Elçiler’in bizi terk etmesinden ve Parlayan Şövalyeler’in bize karşı dönmesinden önceki çağın. Dünyada hâlâ büyünün ve insanoğlunun kalbinde de onurun olduğu zamanın…

Dünyayı ele geçirdik ve sonra da onu kaybettik. Görünüşe göre insan ruhu için hiçbir şey zaferin kendisinden daha zorlu değil.

Yoksa o zafer, en başından beri bir aldatmacadan başka bir şey değil miydi? Onlar ne kadar zorlu savaşırsa, direnişimizin de o kadar güçlendiğini mi fark etti düşmanlarımız? Belki de ısı ve çekicin sadece daha kaliteli kılıçları mümkün kıldığını gördüler. Ama çeliği yeteri kadar uzun bir süre boyunca bırakırsan, eninde sonunda paslanıp gider.

İzlediğimiz dört kişi var. Birincisi hekim, tıbbı bir kenara bırakıp içinde bulunduğumuz dönemin en vahşi savaşında bir asker olmaya zorlanmış. İkincisi öldürürken ağlayan bir katil, bir suikastçı. Üçüncüsü yalancı; bir hırsızın kalbi üstüne bir âlimin cübbesini giymiş genç bir kadın. Sonuncusu ise bir yüceprens, yani savaş açlığı tükenirken gözleri geçmişe açılmış olan bir savaş beyi.

Dünya değişebilir. Dalgabağlama ve Kırıkkullanma geri dönebilir; antik çağların büyüleri tekrar bizim olabilir. Bu dört kişi bunun anahtarı. Bir tanesi bizi kurtarabilir. Ve bir tanesi de bizi yok edecek.

“Bir roman yazarının liderlik mekanizmasını ve sevginin insan kalbine nasıl kök saldığını böylesine etkili bir şekilde anlatması sık görülen bir durum değil. Sanderson şaşırtıcı derecede zeki bir adam.”
-Orson Scott Card-

“Kitaba bayıldım. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?”
-Patrick Rothfuss-

Robert Jordan’ın Zaman Çarkı serisini tamamlamadaki çalışmalarıyla büyük ün kazanmış olan Brandon Sanderson, şimdi onun kadar iddialı ve sürükleyici olacak olan kendine ait bir seriye başlıyor.

Roshar taştan ve fırtınalardan oluşmuş bir dünya. İnanılmayacak kadar güçlü esrarengiz fırtınalar kayalık gezegeni o kadar sık süpürüyorlar ki; ekolojiyi de, uygarlığı da onlar şekillendirmiş. Hayvanlar kabuklarının içinde saklanıyor, ağaçlar dallarını içlerine çekiyor ve çimenler de topraksız zeminin içine kaçıyorlar. Şehirler sadece topoğrafyanın sığınak sağladığı yerlerde inşa edilebiliyor.

Parlayan Şövalyeler olarak bilinen on kutsanmış tarikatın yıkılmasından bu yana yüzyıllar geçti ama onların Parekılıçları ve Parezırhları hâlâ duruyor: sıradan insanalrı neredeyse ölümsüz savaşçılara dönüştüren mistik kılıçlar ve zırh takımları. İnsanlar Parekılıçlar için krallıkları alıp veriyor. Savaşlar onlar için yapılıyor ve onlar tarafından kazanılıyor.

Böyle bir savaş Harap Ovalar diye adlandırılan mahvolmuş bir bölgenin üzerinde tüm hiddetiyle sürmekte. Doktorluk eğitimini bir mızrak ile takas etmiş olan Kaladin, burada köleliğe mahkum edilmiş durumda. Hiçbir mantığı olmayan, on tane ordunun tek bir düşmana karşı ayrı ayrı savaştığı bir savaşta, o adamlarını kurtarmaya ve onları harcanabilir olarak gören liderleri anlamaya çalışıyor.

Berrakbey Dalinar Kholin o ordulardan bir tanesinin komutanı. Kardeşi merhum kral gibi, o da Kralların Yolu adındaki antik bir kitaba kendisini kaptırmış durumda. Antik çağların ve Parlayan Şövalyeler’in görüleri altında bunalmakta olan Dalinar, kendi akıl sağlığından şüphe etmeye başladı.

Okyanusun karşısında, Shallan adındaki tecrübesiz genç bir kadın, Dalinar’ın yeğeni olan seçkin âlim ve namlı kâfir Jasnah Kholin’in himayesine girmeye çalışıyor. Her ne kadar o öğrenmeyi gerçekten seviyor olsa da, Shallan’ın amaçlarının saf olduğu söylenemez. O gözükara bir hırsızlığın planlarını yaparken, Jasnah için yaptığı araştırmalar Parlayan Şövalyeler’in sırlarına ve savaşın gerçek sebeplerine işaret eder gibi.

On yıldan uzun bir sürelik plan, yazı ve dünya yaratımının sonucu olan Kralların Yolu, yazılmaya yeni başlamış cüretkâr bir şaheser olan Fırtınaışığı Arşivi’nin daha sadece açılış hamlesi.

Tekrar et eski yeminleri,

Ölümden önce yaşam.

Zayıflıktan önce güç.

Hedeften önce yolculuk.

ve insanlara bir zamanlar sahip oldukları Pareleri geri getir.

Parlayan Şövalyeler tekrar ayağa kalkmalı.

Yorum Yap

Yorum yapmak için tıkla