Açıkçası ismini hatırlamasanız da anlığınızda mutlaka yer etmiş olan Westworld ile robot kovboylar da ekranı işgal etmeye geliyor. (İsmi hatırlanmayan ancak robot kovboylar dendiğinde filmi net olarak hatırlamamız, televizyonlarımızda bolca gösterilmiş olmasındadır.)

Westworld, Yul Brynner’ın muhteşem oyunculuğu ile akıllara kazınmış ve döneminin klasiklerinden biri olan western ile bilimkurgu gibi iki uzak türü muhteşem bir şekilde harmanlayan bir film. Westworld, adından da anlaşılacağı üzere, vahşi batı konseptli bir tema parkta robottan ibaret kovboyların arıza sonucu insanlara dehşet saçmasını anlatıyor. Film aslında gücünü bu muhteşem basitliğinden alıyor. (Yul Brynner’ın tadından yenmez oyunculuğu da var tabi…) Robotun her şeyi gerçek sanan ve amacını yerine getirmek için naifçe çabalamasından tutun da nasıl olup da her şeyi zevk ve eğlence haline getirmeye çalışan toplumsal eleştiriye kadar pek çok güzel mesaj taşıyor film… Mesajların hiçbiri de gözünüze batmadan akıp gidiyor. Elbette 70’li yıllarda çekilmiş bu mücevherin parlaklığını gününe göre değerlendirmek gerekiyor… Ne Terminatör, ne Bladerunner, ne Matrix ne de benzer yapımlar yokken dört başı mağrur bir şekilde derdini anlatıyor. Daha sonra devam filmleri (hatta benzer diziler) çekilse de ilk filmin ilgisine ve başarısına mazhar olamadılar. 

J.J Abrams efsane bir kadro toplamış…

2016 yılında da Westworld, bu sefer televizyonlarımızda arzı endam edecek. Hem de öyle böyle değil…

Çözmüş ve farklı projelerin nasıl ekran devlerine dönüştürülebileceği konusunda uzmanlaşmış bir isim. Sinema kökenli bu artistlerin çoğunu ilk kez bir dizide görüyor olacağız. Malumunuz True Detective ile Matthew Mcconaughey (soyadını yazmak için Google’a üç kere baktım yeminlen, bu kadar iyi bir oyuncu olmasa Matthew Mcconocock olarak anardım, bkz. Benedick Cumberbitch) ekranlarımızı adeta istila etmiş, Oscar sahibi oyuncuların da dizileri ciddiye alması gerektiğini göstermişti. Elbette bu husus dizi oyunculuğundaki kaliteyi de üst düzeye çekme adına önemli. (Keşke biz de Türk televizyonlarında, birer saati geçmeyen bölümlerde muhteşem diziler izleyebilsek…) Bu kısa tali yoldan sonra Westworld’e dönelim… Yapımcılığını Christopher Nolan’ın kardeşi Jonathan Nolan (genetik bir güzellik vardır diye umut ediyorum), J.J. Abrams ile birlikte üstleniyor. Abrams da televizyonda başarı formülünü Anthony Hopkins, Ed Harris, Evan Rachel Wood, James Marsden, Thandie Newton, Jeffrey Wright, Rodrigo Santoro, Shannon Woodward… Seçkin oyuncularla ve titizlikle oluşturulmuş bir ekiple nasıl bir iş olacağını şimdiden merak ettiriyor. Önce oyuncular, kimler yok ki;

Fragmana mutlaka göz atın!

Hele ki Game of Thrones, True Detective vb. pek çok muhteşem projeyi kotarmış ve kendini kanıtlamış HBO çatısı altında gerçekleşecek olan proje içimizi şimdiden hoş ediyor. Sıra beklemekte… Beklerken de yapacak çok şey var merak etmeyin; bilimkurgu seviyorsanız Dark Matter’a bir göz atın mesela ya da The Brink gibi muhteşem bir politik komedi sessiz sedasız yayınlanıyor. Jack Black ve Tim Robbins’in harikulade oyunculuğu ile sizi kahkahalara boğacak bu diziye bir göz atın mesela. Yeni sezonları süren, nispeten vasat olsa da, ilginizi çekebilecek Under The Dome ile Falling Skies ile uzaylılar ve mistizm üzerine biraz kafa yolabilirsiniz. 

Dolayısıyla Westworld ile ilgili henüz bir yorum yapmak için çok erken ama oyuncu ve yapımcı tercihleri beni büyük beklentilere gark ediyor, valla şimdiden gün saymaya başladım. 

Ha, eskilerden daha ne istiyorsun diye soranlar varsa, ne bileyim, bir Hayalet Avcıları dizisi güzel olurdu mesela. Ya da bir Geleceğe Dönüş bomba olurdu ama Zemeckis ne beyaz perde de ne de televizyonda yeni bir Geleceğe Dönüş projesi göremeyeceğimizi söyledi…

Yüksek Şatodaki Tuhaf Adam arka pencereden bildirdi… 

Yüksek şatomdan bakıyorum ve gölgesinden hızlı silah çeken robot kovboylar görüyorum… Lafım onlara, durup bir düşünmeden hareket etmeyin, atın intikamı acı olur, unutmayın!

Bitti, haydi Işınla bizi Skati!