İNCELEMELER Kitap

Bir Frankenstein ve Mary Shelly Anatomisi

Frankenstein ve yazarı Mary Shelley’i masaya yatırdım ve hayran kaldığımı yönlerine dikkatinizi çekmek istedim. 

Bugüne kadar kitaba harcadığım parayı toplasam ev, araba, ejderha falan alabilirdim herhalde. Düşünsenize bir kitabevine giriyorsun ve cebindeki son metelik ile kitap alacaksın, rafları geziyorsun ve sonunda kapağına, ismine ya da konusuna vurulduğun bir tanesini gidip çekip alırsın ve günlerce o kitabın içinde yaşarsın. İşte Frankenstein’ın İthaki Yayınları’ndan çıkan baskısını görmemle vurulmam bir oldu ve cebimdeki son parayı acımadan verdim.

Mary Shelley’nin 1816 yılında rüyasında gördüğü bir sahneden esinlenerek ve üzerinde iki sene çalışarak 1818 yılında yayınladığı eser, dönemin edebiyat çevrelerinden başta çok kötü tepkiler alıyor. Yayınlandığı dönemin edebiyat anlayışında şiir öne çıktığı için böylesine karanlık bir kitaba kimse ilgi göstermiyor ama daha sonra William Godwin gibi çok büyük yazarların olumlu eleştiri yazıları sayesinde kitaba olan bakış açısı değişiyor ve büyük beğeni kazanıyor, sonrası ise malum, hemen hemen her dile çevriliyor.

Sanılanın aksine Frankenstein, bir canavar hikayesinden çok, doğa kanunlarına aykırı bir yaşamın çabasını anlatır. 

Aykırı yaşamların edebiyatta her zaman için özel bir yeri olmuştur. Çoğu zaman onları kötü adam olarak görsek de bu kitapta anti-kahraman olarak ortaya çıkıyor. Kitaba konu olan Dr. Frankenstein’ın canavarı, doğanın kendisine aykırı olarak, insan eliyle yaratılmış ve bu dünyadaki yerini arayan masum bir canlıdır. Her ne kadar ölü insan parçalarının birleştirilmesi ve bir çeşit simya mucizesinden oluşmuş olsa da bir bebekten farksızdır. Konuşmayı dahi bilmemektedir. İnsanları yargılamadan onlara yardım etmeye çalışmaktadır. İçinde saf iyilik vardır. Ama insanlar ondaki iyiliğe, kalbinin güzelliğine göre değil dış görünümü göre canavar gibi davranmaktadır.

Zamanla insanlardan gördüğü aşağılanma ve hakaretler yüzünden onlara olan inancı ve sevgisi körelir. Buna karşın zekası da artar, konuşmayı, okumayı, yazmayı ( John Milton’ın Paradise Lost kitabını sever mesela) ve hayatta kalmayı kendi başına ögrenir. Çok okur ve dünyayı gezer, insanları inceler, her ne kadar onlardan uzak durmaya çalışsa da onlara özenir ve insan gibi yaşamaya çalışır. Ama yaşadığı her yeni tecrübe ona insan olmadığı gerçeğini yüzüne tokat gibi çarpar. Ona benzer başka bir canlı da bulamaz, bu umutsuzluk ve hayal kırıklığı hissetmesine sebep olur. Sonunda Dr. Frankenstein’a geri döner ve ona bir eş yaratmasını ister. Bu Dr. Frankenstein için ikinci bir iğrenmedir. Tanrının işine karışmıştır ve bir canlıya ruh vermiştir.

Roman boyunca Dr. Frankenstein ve yaratığı arasındaki gerilime tanık oluyoruz. Yaratığımız kızmış ve yaratıcısından intikam almak istemektedir. İşte olaylar burada daha da trajik bir hal alır. Ölümcül bir takip, kovalamaca başlar. İki tarafta birbirine acı kayıplar yaşatmak ister ve okuyucuyu ister istemez bir gerilim kaplar.

Mary Shelly bu kitapta, yaratımı, insanın büyümesini ve sonradan ruhunun saflığını yitirmesini olabildiğince çarpık yolla anlatmak istiyor. Rüyasında gördüğü çarpık dünyayı o günlerde kimsenin yapmadığı bir yolla, romana aktararak yapıyor. Bahsettiğimiz gibi roman ilk yayınlandığı zaman çok konuşulmuş ve tartışılmıştır. Büyük çoğunlukla olumsuz eleştiriler almıştır. Ortaçağın büyücü doktoru olarak bilinen, okültizm, simya ve bilimi harmanlayan Cornellius Agrippa’nın düşüncelerine, fikirlerine yer ayırdığı için bilim çevreleri tarafından “çöp” olarak görülür. Edebiyat çevreleri ise daha da aşağılık bakar. Görüşleri aydın çevreler ve bilim insanları tarafından alay konusu olmaktan öteye gidememiştir. Kitapta ise görüşlerine oldukça geniş yer veriliyor ve Dr. Frankenstein kitaplarıyla oldukça fazla ilgili görünür.

Frankenstein’ı sadece kitap olarak düşünmeyin. Çoktan popüler kültürün vazgeçilmez bir korku ikonuna dönüşmüş durumda.

Özel oyuncakları, figürleri, sinema filmleri, çizgi filmleri… o korku ve bilimkurgunun görsel ve yazılı mataryelleri için bir simge ve en karanlık canavarı haline gelmiştir. Lovecraft’a dahi ilham kaynağı olmuş nadir edebiyat figürlerindendir.

Sonuç olarak; çizgi romanı, sinema filmi, romanı fark etmez her nerede, ne şekilde, hangi formatta bulunursanız bulun koleksiyonunuza katmanızı şiddetle öneriyorum. Tek kelimeyle mükemmel bir eser. Bilimkurgu sevmeyen birisinin dahi sevebileceğini düşünüyorum. Hem Doğa’ ya karşı bu korkunç suçu işleyen; yaratıcısının hem de canavarın topluma uyma çabasını ve başaramayıp delirmesini anlatan, bir nevi insanın büyümesi ve evrimi üzerine yazılmış en iyi eser.